| Hoş Geldiniz |
Aktif Konular Üye Listesi Arama |
| Buyurun, iste Serbest Kürsü | |
| |
|
| Yazar | Mesaj |
|
Dr. Orhan
Yönetici Grubu Yönetici Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 4 Kayıt Tarihi: 19.Agustos.2005 Konum: Turkey Gönderilenler: 150 |
![]() Konu: Türkiye'de Koyun YetiştiriciliğiGönderim Zamanı: 04.Ocak.2010 Saat 09:15 |
|
Herkese merhaba,
Bildiğinizi gibi, bizler forum politikası olarak, bugüne kadar tek konu üzerinden gittik. Fakat bu tek konu 250 sayfayı geçti. Yeni giren birinin bunu baştan aşağı incelemesi saatler, hatta günler sürebilir. Selim Abiye yeni konu açılması konusunda fikir danıştığımda bana verdiği cevap "Forumdaki durgunlugun temel nedeni belki de soylenmesi gereken herseyin soylenmis olmasi. " şeklinde oldu. Hakikaten doğrudur. Karabaş yetiştiriciliği konusunda söylenmesi gereken hemen her şeyi söyledik. Bunun üzerine, Selim Abiyle, yeni yıl ile birilkte yeni konu açmaya karar verdik. Yeni konu fikri Selim Abiden geldi. Karabaş Köpeğinin ayrılmaz parçası "koyun". Bu nedenle koyunculuk üzerine de mesajlar yazacağız. Herkes fikrini söylesin. Sorusu olan sorsun. Bilen de cevaplasın. Bu konuda en büyük yardımcımız Muhammet olacak gibi. Çünkü zaten halihazırda kendisi koyunculuğu yapıyor.
Herkese selamlar
Dr. Orhan Yılmaz
|
|
|
Biz; Kangal'a Karabas denilsin demiyoruz; Karabas'a Kangal denilmesin yeter.
|
|
|
|
|
muhammetkk
Üye Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 140 Kayıt Tarihi: 27.Temmuz.2006 Gönderilenler: 295 |
![]() Gönderim Zamanı: 04.Ocak.2010 Saat 11:11 |
|
Herkese Merhaba,
Orhan Hocanın Sözleri derin anlamlar içermekte büyük sorumluluklar yüklemektedir. Öncelikle Koyunculuk konusunda teknik detaylar , Irklar , Hastalıklar(ZOO nozlar) , vb vs konularda mutlak buradaki işin bilimsel kısmıyla uğraşanların ötesinde bilgimiz olmaz olamaz. Ama onların teorik ve teknik bilgilerinin ve öğretilerinin alan uygulamalarıyla ilgili olan kısımlarıyla bizim iştigalimiz söz konusu olduğundan bilgi ve birikimimizi İnsanlarımızın hizmetine sunmaktan zevk alırız, memnuniyet duyarız. Hiç bir konuda dediğimiz dedik çaldığımız düdük demeyiz. Bilgi paylaştıkça netleşir, farklı uygulamaları gördükçe konuştukça yeni üretimler elde edebiliriz diye düşünüyorum. Koyun içinde doğdum, kuzularla büyüdüm. Şimdi de yetiştiriyorum. Bir ara koyunlardan değil de insanlardan bıktığımdan bırakmayı düşündüm. 5 sene önce bir başka olayla vazgeçtim. Yerli koyunlarımızı yetiştirir , ırkıyla , teknik detaylarıyla uğraşmayı bilmezdik, daha yeni yeni 3-5 senedir işin teorisiyle ilgilenmeye başlayınca siyaset vs farklı amaçları gördükçe benim burada dik durmam gerektiği ve insanları da uyandırmam gerektiği düşüncesiyle zarar da etsem devam ettim. Edeceğim de ... İnsanlarımız söylediklerimin doğruluğunu anlamaya başladılar. Bunları buradaki sütunlardan yazmaya devam edeceğim. Sizlerin de aktif katılımlarının olacağını düşünüyorum, hepimizin kurtuluşunun bu başlık altında olduğunu biliyorum. Bunları da buradan yazacağım. Şimdilik hoş kalın hayvanlara bakmamız lazım. Selamlar. |
|
|
BAYRAK'lari BAYRAK yapan üstündeki KAN'dir , toprak ugrunda ölen varsa VATAN'dir..
|
|
|
|
|
Selim Derbent
Yönetici Grubu Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 63 Kayıt Tarihi: 25.Aralik.2005 Gönderilenler: 242 |
![]() Gönderim Zamanı: 06.Ocak.2010 Saat 17:24 |
|
Degerli arkadaslar, Forumumuzda son zamanlarda tanik oldugumuz durgunluga kimse sasirmasin. Her forum boyledir. Bir sure katilim cok olur, sonra biraz duraklar hatta geriler, kimisi yok olur. Bunun bircok nedeni vardir ve bundan hic kimse sorumlu degildir. Ne var ki bizim forumumuzun kucuk bir ayricaligi var. Bizler hicbir cikarimiz olmadigi halde kimsenin savunmadigi kopeklerimizi savunur gorunurken aslinda atalarimizin geleneklerini, torelerini, yasam sekillerini, toplumsal yapilarini savunduk. Su siralar satilmadik bir coban kopeklerimiz kalmisti, onu da satmak isteyenlere karsi ciktik. Kimileri icin onceden kaybedilmis davalarin arkasinda durduk. Topkapi sarayi nasil antikacilara teslim edilemezse, Turk tarihinin bir parcasi olan coban kopeklerimizin de ayni nedenlerle kopekler sayesinde mesru bile olsa kazanc elde edenlerin eline birakilamayacagini soyledik. Evet biliyorum gunumuz deger yargilarina gore bizler sucluyuz, ne var ki ben sahsen bu sucu islemis olmaktan buyuk gurur duyuyorum. Bu forumun temelini birkac yildir birbirlerini artik iyice taniyan, kendilerini ulkelerinin degerlerini korumaya adamis insanlar olusturuyor. Bu nedenle hic kimsenin tasasi olmasin, cok yazariz, az yazariz, hatta bazen hic yazmayiz ama unutmayiz, bosvermeyiz, bir gun yine yazar yeni bir konu ortaya atar, o da olmasa en azindan birbirimizin hatirini sorariz. Foruma ekledigimiz bu yeni konu hayirli olsun. Bu isten anlayan dostlarimizin katkilarini umuyoruz. Ben sahsen her seyi ogrenme durumundayim cunku bu konuda hicbir sey bilmiyorum. Bu arada Orhan Hocanin da kucuk bir yanlisini duzelteyim. Forumumuza yeni bir konu getirme fikri benden degil bizzat Orhan Hocadan geldi. Ben sadece kendisine konu ile ilgili goruslerimi ilettim. Koyun konusunu secme de Orhan Hocaya aittir cunku ben son sozu kendisine biraktim. Aslinda butun bunlarin hicbir onemi yok ama ben yine de soyluyorum. Yigidi oldur ama hakkini yeme demisler. Yeni konumuz koyun olsun dedik (coban kopeklerimizi unutmamak kaydiyla) ancak dostlarimiz arasinda baska fikir veya fikirleri olan varsa hodri meydan... Yeni yilda herkese sevdikleriyle birlikte saglik ve mutluluklar dilerim. Selim |
|
|
Geleneksel koyunculuğun dışında üretilen köpekten çoban köpeği olmaz.
|
|
|
|
|
muhammetkk
Üye Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 140 Kayıt Tarihi: 27.Temmuz.2006 Gönderilenler: 295 |
![]() Gönderim Zamanı: 06.Ocak.2010 Saat 23:54 |
|
Merhaba,
Öncelikle ne kadar eskiye dayalı böyle bir yaşantı içerisindeyiz, atadan doğmamı sonradan olmamı konusunda Aslı olanın Nesli oluru anlatmaya iyi bir örnek olması açısından Bize ait olan, bizi anlatan, herkesin hikayesini kısmen duyduğu veya bildiği bir öyküyü anlatacağım. Bu hikaye tamamen yaşanmış gerçek bir olaydır. Karakoyun hikayesi dersem daha anlamlı olur. Sanırım bilmeyen yoktur. Bunu daha önce de anlattım. Beşli Dayı da kendi sözleriyle çok güzel anlatırdı, ama bir ara yanına dışarıdan gelen dünkü yetmeler alaycı ve şaklaban muamelesi yapınca artık konuşmaz bahsetmez söylemez oldu. Herkesin yanında konuşmuyor gayrı. Bizim bu bahsedeceğimiz daha önce dinlenip kaynak gösterilmeden yazıldı çizildi. Yazanlar eğer duyduklarını kendilerine mâl etmeselerdi, bugün saygınlıkları daha fazla olurdu ama bizim gözümüzde saygınlıkları kalmamıştır. Bu da Köpeklerimiz gibi bir durumdur. Malum, bizim yani Denizli ve civarındaki köpeklerimizi her yere götürdüler ama ne dediler ! Kangal dediler. Marka oluşturma meselesine malzeme yaptılar, Fakat aynı zamanda Bizim köpeklerimizden iyi örnekleri de Sivasa, Aksaraya, götürüp kendilerine damızlık yaptılar. Bu ne yaman çelişkidir ! Birilerinin Rant meselesi bizler için anlamsızdır. Bu işler öyle bilgisiyara başında koyun köpek fotolarına bakarak olmuyor. Geçici bir heves de değildir. Geçici olmadığını uzun ömürlü olması gerektiğini, aşağıda anlatacağım hikayede anlayacaksınız. Öyle uzun soluklu olmasaydı Çoban yaşamıyor olacaktı... Sürüden ayrılma Karakoyunum, Sulağa sarılma Karakoyunum, Gördünse darılma Karakoyunum, Kanlım olma karakoyun dön geri ! Karakoyun da karakoyun. Kanlı canlı. Atik. Ama kindar. Çobana kin tutmuş bir kez. Derler ki, karakoyun gözünü çobanın kucağında açmış. Kuzuluğu çobanın kollarında geçmiş. Onun sevgisiyle şımarmış, onun azarlarıyla üzülmüş. Günlerden bir gün de, çobanını ağasının kızı Aykız ile konuşurken görmüş. Kinlenmiş. Kin, o kin. Sürüp gelmiş. Gelmiş de çobanın ölüm kalım gününe, dayanmış ; Olay çok eski. Buldan'lılar "Bizde geçti" Tavaslılar "Bizde geçti" der. Baklan'lılar da olayın kendi yörelerinde geçtiğini söyler . Önemli mi? Tabiiki önemli değil, önemli olan olayın halkın diline dolanıp ilden ile, dilden dile dolaşıp günümüze dek gelmiş olması. Bir de şu var ki; bu türkü ötekilerden farklı olarak yalnızca kavalla çalınıp söyleniyor. Ağzı dili kaval oluyor bu türkünün. Biz diyelim Ahmet, siz deyin Mehmet. Adı önemli değil. Çoban kendisi. Günlerden bir gün, bir Türkmen obasına gelip iş istemiş. Oba Beyi durumuna bakmış, temiz yüzlü, dürüst bir insan: Yanına almış sürüyü teslim etmiş. Çoban da yakışıklı, Genç, Boy post yerinde. İşi gücü koyunlar. Sabahın seherinde dağ yolunu tutuyor, akşamın geç vaktine kadar şu dağ senin, bu tepe benim dolaşıp duruyor. Koyunlarının sağlığıyla seviniyor, onların hastalığıyla üzülüyor. Bir koyunun tırnağına taş batsa, uykusu haram oluyor. Sabaha dek, kırk kere kalkıp bakıyor, kırk türlü ilaç sürüyor yaraya, iyi olana dek omuzunda getirip götürüyor koyunu. Avucunda ot yedirip, külahında su içiriyor. Ha! Bir de şu var, çok iyi kaval çalıyor çoban. Zaman zaman diğer çobanlarla düzenlenen yarışmalarda hep birinci oluyor. Kavalıyla yürütüyor koyunları, kavalıyla söyletiyor, kavalıyla durduruyor. Çoban bu! Kavalı da ortada. Bir de Oba Beyi'nin kızı var. Adına Aykız derler. Diğer çobanlar bir övüyor, bir övüyor ki Aykız'ı, çobanın içini bir ateş yakıyor. Daha tanımıyor oysa. Görmüşlüğü de yok. Nedeni de, kendisi çok erken alıyor koyunları ağıldan, çok geç dönüyor. El ayak çekilmiş oluyor o zamana dek. Ama, gün be gün de içinde Aykız'a karşı merak uyanıyor. Günlerden bir gün, akşam karanlığı basmadan dönüyor obaya. Yanında diğer çobanlar da var. Ağır ağır sürüyü indiriyorlar ağıla. Tam çeşmenin yanından geçerken bir fısıltı tutuyor çobanları. İşaretle Aykız'ı gösteriyorlar. Çoban başını çevirip bir bakıyor ki ne görsün. Ay parçası gibi bir kız. Kırmızı basma fistan. Uzuna yakın boy. Saçları da dizinde. Parlak ela gözler. Başında bir sıra altın dizili. Çoban ufaktan kavala sarılıyor Aykız'ı görünce. Bir başlıyor üflemeye ki, Aykız sesin geldiği yana başını çevirmeden geçemiyor. Gün o gün; saat o saat! İçinden bir şeyler eriyip akıyor ikisinin de. Diyeceksiniz biri ağanın kızı, biri çoban. Ama gönül ferman dinler mi? Göz görüp gönül sevmeye görsün bir kere... Günler günleri, aylar ayları eskitiyor. Oba koşullarında görüşüp gönüllerini hoşediyorlar. En güzeli de çobanın akşam sürüyü ağıla getirmesi. Kavalıyla Aykız'a her demek istediğini iletiyor çoban. Artık öyle tanıyor ki çobanın kavalını Aykız, çok uzaklardan bile kavalla dediklerini bir bir anlıyor. Diyelim, çoban sürüyü tepeden bayıra indiriyor, kavalına da üflüyor bir yandan. Elin diliyle dediklerini, o kavalıyla söylüyor. Aslında söyleyenden çok dinleyende keramet Dinleyen de öylesine alışmış ki kavalın sesine şıp diye anlıyor kavalın dilini. Günler böyle geçip gidiyor. Hani çıkıp Oba Beyi'ne, "Durumumuz budur, Aykız'ı Allah'ın emriyle bana ver" dese adam güler. "Ben ki koskoca Karakoyunlu Aşireti'nin beyiyim, kızımı çobana mı verecem. Güler elin adamı be !" demez mi ? Der elbette. Devir eski devir. Değer ölçüleri böyle. Zenginin kızı zengine, çobanın kızı çobana. Yani, "Bu iki genç birbirine yakışıyor. Parası, malı mülkü de önemli" değil denmez. Çoban da bunları bildiği için gidemez kızın babasına. Bir gün, beş gün derken günler geçip gider. Gizli gizli bakışırlar. O kadar! Bir akşam üstü, çoban koyunları sağılımdan alıp gece yayılımına çıkarır. Yayılım yeri de çok uzak değildir köye. Bir yandan koyunları yayar, bir yandan veryansın eder kavala. Aykız da yatağının içinde bir o yana döner, bir bu yana. Çobanın kavalıyla anlattıklarını dinler. Derken ses kesiliverir birden. Aykız daha bir kulak kabartır. Daha dikkatli dinler. Ses yok Herhalde uykuya daldı der, umudunu keser yatar yatağa. Ama kulağı yine kaval sesindedir. Çoban derseniz, sürüyü otlağa yayıp yan gelmiştir bir kayanın dibine. Keyfince Aykız'a çalıp söylüyordur kavalıyla. Birden Karabaş köpeğin havlaması hızlanır. Derken Bir böğürtüyle köpeğin sesi kesilir . Sonra da hepten susar. Çoban fırlar yerinden. Kavalını bırakıp silaha sarılır. Ama firsat kalmaz. Dokuz kişi birden sarar çevresini. Elini kolunu bağlayıp koyarlar bir kenara. Sürüye deh deyip götürmek isterler. Ama bir tek koyun yerinden kıpırdamaz. Meleyip bağırmaya başlarlar. Çoban dayanamaz "Benim koyunlar alışıktır. Kavalımla onlara yol vermezsem şurdan şuraya gitmezler. Kollarımı çözerseniz, kavalımla yola düşürürüm sürüyü" der. Elini çözerler. Kavalını verirler. Çoban başlar üflemeye. Başlar üflemeye ya, bir yandan koyunları kımıl kımıl kımıldatır; öte yandan durumu Gülhanım'a bildirir. Şöyle der kavalıyla çoban: Dokuz atlı geldi sürüyü bastı, Kıl bağı çok sıktı kolumu kesti, Kara köpeciğim kanları kustu, Sürünüz gidiyor ulaşın beyler. Aykız fırlar yatağından birden. Kulak kabartır. Çobanın söylediklerini anlayıp babasına koşar. "Baba baba sürüyü uğrular bastı. Köpeği öldürüp çobanı bağladılar. Sürüyü önlerine katıp götürüyorlar. Acele önlerini çevirirseniz kurtarırsınız. Yoksa elinizi yuyun sürüden" der. Babası, oğullarını atlarına bindirip vurur üzengiyi. Şura senin bura benim derken kavalın sesini duyarlar. Yolun kuytu yerini seçip pusu kurarlar. Tam uğrular önlerinden geçerken üstlerine atlayıp verirler dayağı. Kimi sağa kimi sola kaçıp kaybolur uğruların. Sürüyü önlerine katıp obaya dönerler. "İyi, hoş. Ama bu işin içinde bir bit yeniği var" der babası. "Nasıl oldu da uğruların sürüyü bastığını, köpeği öldürdüğünü bildin." Aykız ilkin hık mık eder. Sonunda boynunu büküp, "Çoban, kavalıyla anlattı bana" der. "Kaval konuşur mu?" diye karşı çıkar babası. Aykız, "Bizim çobanın kavalını ben anlarım" der. Babası işin içinde iş olduğunu sezinler. Çağırır çobanı yanına "Tez zamanda obayı terket. Sen kim oluyorsun ki benim kızıma göz koyuyorsun" diye küplere biner. Çobanın boynu eğik. Ne desin. Sus pus olur. Çevreden olaya tanık olanlar, durumu obanın yaşlılarına iletir. Yaşlılar bir araya gelip duruma el koyarlar. "Dur" derler Oba Beyi'ne. "Böyle kaldırıp atamızsın bu adamı. Bir fırsat verelim ona. Oba törelerine uygun olarak sorgulayalım". Üç kişilik bir oba meclisi kurarlar. Bu meclis ne derse o olacak. Çağırırlar Oba Beyi'ni de, çobanı da. İlk, çoban anlatır. "Göz gördü gönül sevdi" der. "Gönül ferman dinlemiyor ki" der. Şunu der, bunu der. Sonunda "Aykız'ı gördüm vuruldum. O da bana vuruldu. Ben onu sevdim, o da beni sevdi. Bugüne dek yüreklenip, Tanrı buyruğuyla isteyemediysem, suç benim değil, törelerin. Kusur ettiysem bağışlayın. Meclisiniz ne karar verirse boynum kıldan ince" der, saygılar meclisi çekilir. Söz Oba Beyi'ne gelince; "Ben ki bu obanın beyiyim. Ağasıyım ünüm şanım yerinde. Gözümün nuru kızımı, dengimde birine vermek isterim" der. Daha başka şeyler de der ya, sonunda "Benim aklımın almadığı bir kaval meselesi var. Bu işin içindeki bit yeniği kafamı bozuyor. Nasıl oluyor da kavalıyla konuşabiliyor. Nasıl oluyor da kızım bunları anlıyor. Aklım almıyor. Bu danışıklı döğüş gibi geliyor bana. Beni rezil etmek için uydurdular bunu. Aslında hırsız da, sürünün çalınması da bir oyundu gibi geliyor bana. Ama yüce meclisiniz ne karar verirse razıyım" deyip noktalar sözlerini. Meclistekiler verir kafa kafaya. Doluya koyarlar almaz; boşa koyarlar dolmaz. Sonunda şöyle bir karar verirler. Bey Sen işini iyi yapana hak verirsin, destek olursun. Çoban da işini iyi yapıyorsa yapacak bir şey yok, Aykız'ı vermen gerekir derler. Bey de o zaman işini iyi yapamazsa Kellesini alrım der. Kuralı İhtiyar heyeti koyar, Çobana kendi işiyle ilgili bir imtihan hazırlarlar. Çoban, koyunlarına üç gün, üç gece tuz yalatacak. Sonra da suyu geçirecek. Koyunlar suyu geçecek ama, bir damla su içmeden. Eğer üç gün, üç gece yaladığı tuza rağmen koyunlar su içmeden çayı geçerse, çoban kızla evlenecek . Yok koyunlardan bir tanesi bile su içerse, çoban kelleyi kaybedecek. Dünyayı terkedecek. Çoban da Oba Beyi de karara "evet" demiş. Ve üç gün, üç gece koyunlara tuz yalatmışlar. Üç gün sonunda, ihtiyar meclisi, Oba Beyi ve çoban gelmişler çayın kenarına. Bir yandan da koyun sürüsünü ağılından koyvermişler . Salındığında aman aman, Yazın sıcağında güneş tepeden vuruyor. Üç gün üç gece de tuz yalamış ki koyunlar, yürekleri yanıyor. Bir damla suya hasret. Koşmuşlar çaya yönelmişler . Koyunlar çayın bir yakasında ; çoban çayın öbür yakasında. Ve çobanın elinde kavalı . Tabii ki, tüm umudu kavalında. Bir de, Karakoyun var ki sürünün içinde, çobanın elinde doğmuş . Karakoyun yaman koyun. Leb demeden leblebiyi anlıyor. Kaval sesine de bir alışkın ki Karakoyun eh! Ne demek istediğini anlar çobanın. Ve de nerde duyarsa duysun, tanır kendi çobanlarının kaval sesini. İşte, suyu içirmemek için bir kavalına, bir de Karakoyuna güveniyor çoban. Ne zaman ki sürü yamaçtan görünmüş, elindeki kavalı ufaktan ufaktan ağzına götürmüş çoban. Başlamış üflemeye. Çoban üflüyor kavalını ve sürüdeki her bir koyuna ayrı ayrı yalvarıyor. Ne dediğini, neler söylediğini koyunlar bir bir anlıyor. Şöyle yalvarıyor çoban koyunlara: Koyun seni yedi yıldır güderim, Sizi koyar da nerelere giderim, Aykız'ı yedi yıldır severim, Bildin mi sevdiğimi Alakoyunum. Ben sürümü yaydım yaydım getirdim, Keyfi yetti, ağılına yatırdım, Bacın sağdı, ben sütünü götürdüm, Ablanı seveyim Akcakoyunum. Ak taşlara tuzunuzu ekerim, Siz yedikçe, melül melül bakarım, Ben aşkınla yüreğimi yakarım, Gördün mü sevdiğimi Karakoyunum. Çoban bunları dillendiriyor kavalıyla ya, koyunlar üç gündür tuz yalamış. Bir tek damla su içmeden, tam üç gün, üç gece tuz yalamış koyunlar. Yürekleri yanıyor. Bir de güneş var ki tepede; fırın gibi ortalık. Yürek yanığı bir yandan; güneş bir yandan. Çay da bir akıyor ki şırıl şırıl. Çoban yine Karakoyuna dil eder kavalını... Karakoyun sana tuzlar yalattım, Yalattım da ciğerimi , doğrattım, İşte seni su başına getirttim , İçme koyun içme haydi dön geri, Sözümüzü tutmanın şimdi tam yeri. Tanla gelir sarı çanın avazı, Kimi allar giymiş, kimi kırmızı, Dönüp kılsam ben bir sabah namazı, İçme koyun içme haydi dön geri, Sözümüzü tutmanın şimdi tam yeri. Eğilip içenler onup yetmesin, Yedip güden çoban gayri gütmesin, Yaydığı yerlerde otlar bitmesin, İçme koyun içme haydi dön geri, Sözümü tutmanın şimdi tam yeri. Koyunlar iniyor tepeden, ama ne iniş! Yürümüyor koşuyorlar; koşmuyor uçuyor koyunlar. Koyunların yüreği yanık. Çoban korkulu. Ver ediyor kavala. Bir bir adlarını sayıp, döngeri etmek istiyor koyunları. Hangi çoban size kaval çalacak, Taze çimen, mor sümbüller solacak, Aykızımın gönlü öksüz kalacak, Kanlım olma Ak koyunum dön geri. Ak koyun koyunların beyidir, Karakoyun yüreğimin yağıdır, Yaylası da Üçkapılı Çökelez Dağıdır, Kanlım olma Alakoyunum dön geri. Sürü suya yaklaştıça yaklaşıyor. Girdiler girecekler. Karakoyun duruyor birden. Kulak veriyor kaval sesine. Biraz daha yalvarmalıydı Çoban, Bunu hisseden Çoban biraz daha umutlu çalmaya başlıyor kavalı. Kaval kavallıktan çıkmıştır artık. Kaval, kaval değil Çobanın ağzı dili olmuştur. Bir dil olmuştur ki, koyunların anladığı lisandan konuşur. Ağlar, yalvarır, umutlanır. Velhasılı, her bir duyguyu alır çobandan, götürür Karakoyun'un kulağına doldurur. En çok Karakoyuna güvenmektedir çoban. En çok da Karakoyun'dan korkmaktadır. Neden derseniz. Karakoyun kinci koyun. Yaman koyun Karakoyun. Sürü kendi başına gidiyor, Karakoyun kendi başına. Ayrılıyor sürüden, bir koşu varıp suya ulaşıyor. Uzatıyor kafasını suya. Uzatıyor ki içti içecek suyu. Çoban daha içten daha yalvarmalı üflüyor kavalını. Sürüden ayrılma Karakoyunum, Sulağa sarılma Karakoyunum, Gördünse darılma Karakoyunum, Kanlım olma Karakoyun dön geri. Kuzuydun taşıdım, bahar çağında, Gezdirdim otlattım, Çökelez yaylasında, Kurutma gülümü gönül bağımda, Kanlım olma Karakoyun dön geri. Karakoyun meler. Zıplayıp çıkar çayın kıyısına. Ve fırlayıverir birden sürünün önüne. Öyle bir yay çizer ki, koyunların önünde, hızları kesilir. Yavaşlar dururlar birden. Sonra Karakoyun önde, sürü peşinde ağır ağır girerler suya. Girerler ki, bir tek koyun kafasını uzatmaz suya. Karakoyun tırnak tırnak atar suyu. Boz bulanık olur suyun yüzü. Güneş bir yandan, üç gün üç gecelik tuz yalayış bir yandan. Susuzluk bir yandan. Dayanamaz koyunlar susuzluğa. Ama Karakoyun durur mu? Öyle çekip çevirir ki sürüyü, bir teki bile suya uzatmaz kafasını. Vurur geçerler suyu. Çobanda bir heyecan, bir telaş, bir sevinç. Hepsi karışır birbirine. Oba Beyi şaşkın. Ak Saçlılar hafiften sevinçli. Karakoyun sürünün başında. Çoban bu kez yalvarmayı bırakıp bir minnetle dillendirir ki kavalı; neler der, neler demek ister onu kendisi, bir de kavalını anlayanlar bilir. Hâl böyle. Çoban yarışı kazanır. Aykız'a kavuşur. Ancak Oba Beyi kızıyla çobanı evlendirmeden önce sorar: "Doğruluğunu, yiğitliğini kanıtladın oğul. Ama, anlamadığım bir şey var. Karakoyun neden önce diğer koyunlardan aynldı. Kinli kinli suya girdi. Sonra sana bakıp da suyu içmekten vazgeçti". Çoban yeniden sarılır kavala, soruyu kavalıyla cevaplar. Yıllar var ki koyunları güderim, Akşam gelir, sabahları giderim, Koyun gibi, aşkımı da güderim, Bağışla suçumu beylerin beyi. Eridim su gibi ama akmadım, Ne çiçeğe, ne çimene bakmadım, Geceleri ışık bile yakmadım, Bağışla suçumu beylerin beyi. Aykız aşkıyla bana yoldaştı, Kapandı gözümüz, gönlümüz taştı, Bir gün konuşurken biraz yaklaştı, Bağışla suçumuzu beylerin beyi. Sel oldu çağlattı Karakoyunum, Yüreğimi dağlattı Karakoyunum, Bunları sana anlattı Karakoyunum, Bağışla suçumu beylerin beyi Der ve kavalı bir yana atıp, eline sarılır Oba Beyi'nin. Oba Beyi de kucaklar çobanı. Aykız derseniz, sevincinden uçar. Sonunda onlar da ermişler muradına... Gelelim şimdi bu olayın zaman ve mekan mevhumuna . Bu Olay Denizli Çökelez dağı eteklerinde geçer, Halihazırda Aşağı Seyit Köyü'nde 700 yılı aşkındır geleneksel olarak devam etmektedir. Her sene Çevre köylerin insanları biraraya gelir, (gerçi şimdi Türkiyenin her yerinden insanlar akın ediyor ya ..) Çobanlarımız kendi sürüleriyle Menderes nehrinden sürülerini geçirmeye çalışırlar. Gerçi eskiden olduğu gibi tuz yalatarak suyu içirmeden karşıya geçirmek kalmadı ama olsun hiç olmazsa bir gelenek yaşatılıyor. Tabii en iyi Çobanlar Hâla Kızlarımızın gözdesi. Bu arada YÖRTÜRK Derneğimize de çok teşekkürler. Sizleri de yazın bu festivalimize bekleriz. Koyunun da, Köpeğin de, Çobanın da hasını görmüş olursunuz. Bu arada Son iki senedir Yeğenim Musa Kayış (Hasan Kayış'ın oğludur) birinci gelmektedir. Bu bizim yaşam biçimimiz, hayat tarzımız. Olmazsa olmazlarımız. |
|
|
BAYRAK'lari BAYRAK yapan üstündeki KAN'dir , toprak ugrunda ölen varsa VATAN'dir..
|
|
|
|
|
Selim Derbent
Yönetici Grubu Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 63 Kayıt Tarihi: 25.Aralik.2005 Gönderilenler: 242 |
![]() Gönderim Zamanı: 07.Ocak.2010 Saat 08:18 |
|
Yeni bir konuya bundan daha guzel nasil baslanabilirdi bilemiyorum Muhammet. Eline, diline, yuregine saglik. Selim |
|
|
Geleneksel koyunculuğun dışında üretilen köpekten çoban köpeği olmaz.
|
|
|
|
|
muhammetkk
Üye Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 140 Kayıt Tarihi: 27.Temmuz.2006 Gönderilenler: 295 |
![]() Gönderim Zamanı: 11.Ocak.2010 Saat 09:36 |
|
Merhaba , Efendim ilginiz ve temennilerinize candan teşekkürler, Rabbim hepimize sağlık sıhhat afiyet nasip etsin. Selamlar. |
|
|
BAYRAK'lari BAYRAK yapan üstündeki KAN'dir , toprak ugrunda ölen varsa VATAN'dir..
|
|
|
|
|
muhammetkk
Üye Aktif Durum: ![]() Kullanıcı No.: 140 Kayıt Tarihi: 27.Temmuz.2006 Gönderilenler: 295 |
![]() Gönderim Zamanı: 28.Ocak.2010 Saat 11:29 |
|
Herkese Merhaba, Kar yağdı her şey durdu. Sular dondu , otlar kar altında kaldı. Sıkıntılar başladı. Sanırım Koyunculuk konusunda yazabilecek bir şeyleri olanlarda İnternet kullanımı olmadığı veya Teknoloji Özürlü olmaları nedeniyle yeni başlığımızda bilgi paylaşımı olmadı. Buradan şu da anlaşılabilir, Biz hayvancılık konusunu çok boşlamışız. Yeni nesil hep kısa yoldan köşe dönmeci işler peşinde koşarken böyle meşakkatli işlerle ilgilenmekten uzak. Aileleri de onları teşvik etmiyor. "Aman ne yapacaksın hayvanla uğraşmayı git Doktor ol, Öğretmen ol" diyerek onları okumaya teşvik ediyorlar bu güzel de niye Veteriner Hekimliğine, Ziraat fakültelerinin Hayvancılık bölümlerine sevk etmiyorlar anlamıyorum. Buraları okuyanlar da Köy görmemiş Şehirli çocuklar onlar da Köy hayatından uzak büyüdüklerinden Devlet dairesine kapak atmanın derdindeler. Yani çarpıklık diz boyu almış başını gidiyor. Çuval delik te hangi bir tarafını tıkayacağız bilemiyorum. Zorla Denizli Ticaret Borsasına İnternet ortamında alışveriş ortamı sunan Denizli Hayvan Borsası kurdurduk, teşvik ettik destek verdik yol ve yordam gösterdik, yani zorladık , Sağ Olsunlar Başkan ve Yönetim bu çağrılara cevaben bu Siteyi kurdular. Ama ne yazık kiSitenin kullanımı zayıf, yeterli kullanım oranına ulaşmadı. Köylerde İnternet kafeler var, buraları kullanıp İlan verip alıp satabilirler ama Köylülerimiz her nedense İnternet kafelerde Başka ! işlerle uğraşıyorlar, Hayvanlarını da Celep denilen "Baş Tutucularla" alıp satıyorlar. Yani Köylüler işin hammallığını yapıyorlar Kaymağını arada hiç bir iş yapmayan Uyanık Aracılar kazanıyor. Köylülerimiz böyle davranırlarsa hep "Düzeltilmeye" mahkûmlar. Kardeşim daha ne yapalım yani , azıcık da siz gayret gösterin, İnternet kafelere gidip "Arkadaş Arayan Bayan" larla nasıl Chat leşiri soracağınıza hep üfürkten uçkur işleriyle uğraşacağınıza birbirinizin ardı önüyle uğraşacağınıza, Dedikodularınızla uğraşacağınıza kaldırın kafalarınızı da etrafınıza bakın. Koç , Yaşar Holding, vb bir çok büyük Aileler Hayvancılığı sizlerin elinden almaya uğraşıyorlar, bunu da kanun tertibiyle gerçekleştirmeye uğraşıyorlar, sizlerin de eline vermiş oyuncakları oynatıp duruyorlar, bir olun bir araya gelin, yeminizi kendiniz yapın, ürününüzü kendiniz satın, yoksa Modern Köleler haline getirileceksiniz. Atatürk hepinizi hür ve bağımsız bireyler olarak bu ülkede yaşayın dedi, ama Sizler Rahat yaşam özlemleri isteğinize binaen, başkalarına hizmet eder hale geliyorsunuz. Kaldırın kafanızı önce yanınızda kim varsa ne yapabilirsinizi konuşun kimlerle işbirliği yapabilirsinizi konuşun, bir an evvel konuşun, en iyi bildiğiniz işle başlayın, uzun vadeli düşünün, her türlü desteği ben ve çevrem size sağlayabilir. Bundan bir menfaat falan da beklentimiz yoktur sakın ha yanlış anlaşılmayalım. Ben yönlendirmekten bahsediyorum, önünüzün açılması babında, Kurumsal destekler açısından. Hatırlayın 4 senedir yazdıklarımı, Bir bakın geçmişteki yazdıklarıma, eti bir gün gelecek kısa süre içerisinde 40 tl de yiyeceğiz demedim mi ? Bunun bir gerekçesi vardı. Süt yükseliyor, et yükseliyor, Hayvancılık gelir getirmeye başladı, ama daha yeterli değil, daha karlı olabilmesi için 3-5 köy bir araya gelecek yem fabrikaları kuracak, entegre üretim tesisleri kuracak, kesim paketleme vs tesisler kuracak aracılara para kazandırmayacak, ancak böyle kazanırlar, çocuklarını da kendi tesislerinde ihtiyaç olan bölümlerin okullarına gönderecek, veteriner hekimi, gıda mühendisi, ara elemanlar, teknikerler, ziraat mühendisleri, pazarlamcılar, yöneticiler, işletmeciler vs vs bakın ne kadar iş ihtiyacı hasıl oldu. Evet sevgili Dostlar fikir üretin katkı sağlayın, zamanınızın hiç olmazsa bir kısmını fikirsel üretimlere ayırın. Manevî huzurunuza katkısı olur. Selamlar. |
|
|
BAYRAK'lari BAYRAK yapan üstündeki KAN'dir , toprak ugrunda ölen varsa VATAN'dir..
|
|
|
|
|
||
Forum Atla |
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |
|